![]()
![]()
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
1966 yılında Antalya/Alanya'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Alanya'da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 1988 yılında mezun oldu. 1997'den itibaren ikamet etmekte olduğu Başakşehir'de 1. Etap kurucu Site Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptı. 2001 yılında AK PARTİ Küçükçekmece İlçe Başkanlığı'na getirildi ve bu görevini 2007 yılına kadar başarı ile sürdürdü. Bu görevinden 2007 milletvekili seçimlerinde ayrıldı. | ülke gündemini oluşturan birçok davanın savunmasını üslendi. |
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
28 Ekim 1960 tarihinde Develi (Kayseri)'de doğdu. Baba tarafından Sıddîkî olup, aile kökenini, Moğol İstilası (1258) üzerine, Bağdat'tan Anadolu'ya göç eden kafilelerden birinin teşkil ettiği tahmin edilmektedir. Anne tarafından Maraş'ta beylik kuran Kalenderoğulları'na mensuptur. Babası, bir din alimi olan Ahmed İslamoğlu, annesi Bahriye Hanım'dır.
İlk öğrenimini Develi Dumlupınar ilkokulunda, orta öğrenimini Develi İmam Hatip Lisesi'nde yaptı. Bu sırada babasından Arapça sarf-nahiv dersleri aldı. Ankara Hukuk ve İlahiyat fakültelerini kazandı, fakat Kayseri Yüksek İslam Enstitüsü (sonradan İlahiyat Fakültesi)'nde yüksek öğrenimine başladı. Üç yıl okudu ve ayrıldı. Yüksek tahsilini Kahire el-Ezher üniversitesi İslam Hukuku fakültesinde sürdürdü.
İlk makalesini Milli Gazete'de (1980) yılında yayınladı. Şiir, deneme, araştırma-inceleme ve edebiyat eleştirilerini Mavera (1980) ve daha sonra Aylık Dergi'de (1982-1989) yayınladı. İlk ödülleri Üniversitelerarası şiir yarışması 1. ve 2.liğiydi (1980).
İnsan eğitimi çalışmalarını 1983 yılında başlattı. 1983-84 yıllarında askerlik görevini Denizli ve Kars'ta yaptı. 15 Nisan 1985'te Yasemin Kazankaya ile evlendi.
Kendisinin de içerisinde bulunduğu heyelan yaylımına tutulan "kurban kuşağa" adadığı İlk kitabı "Heyelan", Aylık Dergi Yayınları arasından 1987'de çıktı. Bu dönemde Kelim Sıddıki, Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlullah, Nasrullah Mahsur, Halepçeli Şeyh Osman vd. islami hareket liderleriyle yaptığı konuşmalar, "Öncülerle Konuşmalar" adıyla Eksen Yayınları arasında yayınlandı (1989).
Aylık Dergi'de başlattığı dünya İslami hareketleri konusundaki araştırma yazılarını Meydan dergisinde sürdürdü. İnsan eğitimi çalışmalarının doğal bir sonucu olarak Akabe Kültür Eğitim Vakfı'nın manevi kuruculuğunu ve onur başkanlığını üstlendi (1990). Aynı yıl Denge Yayınları'nı kurdu.
1989 Yılında, hem öğrenim hem de araştırma amacıyla, Kahire'ye gitti. "İmamlar ve Sultanlar" (1990) adlı İslam tarihinin ilk 150 yılını ele alan eserini burada kaleme aldı. Yine aynı yıl, bir tecrübenin kitaplaşması olan Yürek Devleti'ni yazdı. Safinaz Kazım'a ait "fi Mes'eleti's-Sufur ve'l-Hicab" isimli eser, yazarın, "Kadının Özgürlüğü" adıyla Arapça'dan çevirip yayınladığı ilk tercümesidir. Kahire'de ve Kahire-Arabistan hattında yazdığı şiirleri "Ya-sîn" adıyla kitaplaştırdı. Daha sonra, cezaevi şiirleri de içerisinde olmak üzere, tüm şiirlerini "Divan -Tüm Şiirleri-" kitabında bir araya getirdi. Kahire'de verdiği tefsir derslerini "Adayış Risalesi" adıyla kitaplaştırdı(1992).
Bugüne dek, zorunlu ara vermeler dışında, her hafta yapılan Akabe Tefsir Derslerini, 1992 yılının Ekim ayında başlattı. Türkiye ve Kahire arasında mekik dokuyarak kaleme aldığı 8 ciltlik "Anadolu İslami Hareketleri" serisini ardı ardına yayınladı (1993-95). Aylık Dergi, Ribat, Vahdet, Meydan dergilerinde yayınlanan makaleleri "Makalat" adıyla kitaplaştı.
Haftalık Selam ve günlük Vakit gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı (1993-1994). Gazetede yayınlanan (1993) Kara Ses isimli bir köşe yazısından dolayı 5816 sayılı "koruma kanunu"na muhalefetten bir yıl, 1992 yılında Mazlum-Der'in Ankara'da yaptığı Kürt Forumu'na sunduğu "Kürt Sorununa İslami Çözüm" isimli tebliğinden dolayı da 1.5 yıla mahkum edildi. Gölcük kapalı ve Ankara/Ulucanlar yarı açık cezaevlerinde mahkumiyetini çekti (Ekim1995-Ekim1996).
Cezaevinde, mahrumiyet ve mahkumiyet şartları içinde Yahudi asıllı Macar oryantalist Ignaz Goldziher'in "De Richtungen der İslamichen Koranauslegung" adlı eserini Arapça tercümesinden Türkçeye çevirerek "İslam Tefsir Ekolleri" adıyla yayımladı.
Vakit ve Selam gazetelerindeki köşe yazıları "Dağarcık" adıyla kitaplaştı (1995).
HUMAN RIGHTS WATCH Helmann-Hammet 1997 ödülünü aldı.
1997'de başladığı Yeni Şafak gazetesi köşe yazarlığını halen sürdürmektedir. Bu gazetedeki yazılarından derlenmiş "Şafak Yazıları" 1998'de yayınlandı.
Genel tavsiyelerden oluşan "Tavsiyeler-I" 1995 tarihinde, aile ve çocuk eğitimi konusundaki seminer notlarından oluşan "Tavsiyeler-II" 1998 tarihinde yayınlandı.
Yürek Devleti kitabının bir devamı olarak, II. Uluslararası Fetih Sempozyumu'nda sunduğu tebliği detaylandırarak "Yürek Fethi"ni kaleme aldı (1997).
Kutsal topraklarda kaleme aldığı "Hacc Risalesi" 1998 yılında yayınlandı.
Yazarın en son kitabı, Ekim 1999'da yayınlanan "Bir yaradan kurşun çıkarır gibi / Söyleşiler-II"dir.
5.5 yıl sürecek olan ve bilinen ilk Video-Audio tefsir projesi olan "Tefsiru'l-Kur'an ve Te'vilu'l-Furkan" isimli görüntülü ve sesli tefsirini her ay iki ders olmak üzere 1998 başından itibaren yayınlamaya başladı.
Muhammed Sami (1986), Hatice (1987), Hümeyra (1992) ve Ömer Faruk (1994) isimli dört çocuk babasıdır.
Yazar, halen Yeni Şafak ve Akit gazetelerinde köşe yazarlığı yapmakta, Akev İslami Araştırmalar Merkezinde tefsir usulü dersleri vermekte, ayrıca her hafta, Akabe Vakfında herkese açık tefsir derslerini sürdürmektedir.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

James Joyce: Hiçbir kelimeyi tekrar etmeden, isim tamlaması kullanmadan beş yüz kelimelik tek bir cümle yazmış ve tarihe geçmiş, modernist edebiyatın başyapıtı Ulysses ile okuyanlara hep bir vicdan ağrısı çektirmiş İrlandalı yazar. Ulysses birçok edebiyat eleştirmeni -T.S.Eliot gibi- tarafından XIX. yüzyılı kapatan eser olarak nitelendirilir. İnsanlık tarihi boyunca biriktirilen metaforları metnin içine ustaca yedirmesi, Ulysses’i bir başyapıt yapmıştır. Bugün, edebiyat ve düşünce kesimlerince bütün dünya tarafından yaşarken kıymeti bilinmemiş bir dahi olarak anılır Joyce. İrlanda’da adının verildiği bir müze bulunmaktadır.
Arthur Power’in James Joyce ile hatıralarını topladığını kitap James Joyce: Büyük Yazarın Gizli Evreni geçtiğimiz günlerde yayınlandı. James Joyce ile yapılan sohbetlerden tutulan notların önemi büyük, zira James Joyce hayattayken gazetecilerden kaçan, çok az insanla görüşüp konuşan biri. Power, bu durumu Joyce’un gizemli kalması isteğinden kaynaklandığını söyler. (s. 59) Arthur Power Joyce ile edebi konuları kapsamlı tartışan, Samuel Beckett ile arkadaşlık yapan bir ressam. Power ve Joyce’un ortak noktalarından biri ikisinin de Kiliseyi erken yaşta terk etmeleri ve ikisinin de sevmedikleri çok fazla şeyi bünyesinde barındıran İrlanda’dan kaçmış olmaları… Aslında ikisi de birer isyancı, şüpheci. Kitapta giriş kısmında kendi hatıralarını anlatan Power, küçükken Kilisede papazın kendisini fark ettiğini, geleceğin bir isyankârını ortaya çıkardığını hissettiğini ve dersin ortasında kendisine bakarak “Başına ne geleceğini biliyorum” dediğini anlatır.
Kitap, o zamanların sanat dünyasındaki canlılığı gözler önüne seriyor, değişimin ve dönüşümün safhalarını düşünsel eylemler açısından inceliyor. Joyce’un o dönemlerde sanata getirdiği görelilik, öznellik, bilinç akışı tekniği insanlarda sanatsal üretimi nesnel hale dönüştürülmesi modernliği yansıtan kentsel ve kültürel değişimleri analiz ediyor. Fiziksel bir nesne olarak kayıtlı olduğumuz evrenin genel anlamda ana parametreleri sayılabilecek zamanı ve mekânı gerçek manada tanımlıyor olması, aslında insanın tüm gerçeklerinin de hakikat nazarında yeniden yorumlaması, yeniden hayatı inşa etmesi anlamına geliyor. Bu bağlamda Marinetti, sanatçıların önceden akla gelmemiş bir eser ortaya koymaları gerektiğini ve bu eserde sınıflarda ve stüdyolarda öğrenilen tüm doğruların ortadan kaldırılması gerektiğini söylemiş, herkesin doğrusu kendisine şeklindeki yaklaşımın öncüsü olmuştur: “Klasik olan bizi ilgilendirmiyor. Yeni bir çağın başındayız.” Power, Joyce’un görecelik kavramına yaklaşımını ise şöyle yorumluyor: “Sağlam kültürel yapıları yok etmeye kararlı bir edebi suikastçı.”
Joyce ile Power arasından romantik olmayan değerli bir sanat eserinin var olup olmadığı konusunda, Rimbaud’nun “Hayatla sarhoş olmak o veya bu şekilde zehirlenmektir” sözünün etrafında sohbet ederler. Söz dönüp dolaşıp Joyce’un gençlik kitabım dediği Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi adlı kitabına, oradan da içindeki daha çok ıstıraplı çözümlerin bulunduğu olgunluk dönemine denk geldiğini söylediği Ulysses’ gelir. Power’ın “Asıl soru, edebiyatın gerçeğe dayalı mı yoksa sanatsal mı olması gerektiğidir” sözüne Joyce şöyle karşılık verir: “Hayatın ta kendisi olmalıdır.” (s. 50) Joyce, romantizmden realizme adım atmış, yıldızlara tapan Babil halkı Joyce’a göre çok daha gizemli geldiğinden olsa gerek, Kilisenin Tanrı’ya doğa aracıyla ibadet etmeyi bir günah olarak gördüğünü söyleyerek Ulysses’i realizmin başlangıcı olarak belirlemiştir. Sanat eserinde gerçekliğin bulunması gerektiğini ifade eden Joyce, gerçekten yaratıcı olan bir şeyin kısa, öz ve net olanla taban tabana zıt olduğunu söylemiştir. (s. 99)
Power ile Joyce konuşmalarında Turgenyev, Çehov, Hamlet, Puşkin, Dostoyevski, Gogol ve Gide gibi Rus ve Fransız yazarları değerlendirirler, Joyce genel anlamda dâhinin dehasında deliliğin olduğunu ifade eder: “Makul bir adam hiçbir şey elde edemez.” ( Sayfa 82)
Ulysses’i henüz tamamlamış Joyce’la yolu kesişen Arthur Power’ın kaleminden büyük yazarın gizli evrenini okurken, sanata, edebiyata, hayata dair gözlemlerle Joyce’u daha iyi tanıyacak, edebiyata ve yazarlığa karşı yaklaşımını daha iyi anlayacaksınız.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Ağlama karanfil,
Beni de ağlatma,sil gözyaşlarını,
Yeşerecek sevdan kutlu doğumlarla,
Körpe dudaklarla.
***
Aldırma söylenen o sözlere,
Sen dağıt etrafa mis kokunu,
Umudu, sevgiyi, özlemlerini,
Ve hasretleri.
***
Susadım karanfil,
Çöllerde kavrulan kurumuş toprak gibi,
Kelepçe vurulmuş, yemyeşil gövdene,
Ben özgürlüğe hasret.
***
Aldırma söylenen o sözlere,
Sen dağıt etrafa mis kokunu,
Umudu, sevgiyi, özlemlerini,
Ve hasretleri.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

MUSTAFA İSLAMOĞLU'NUN YENİ KİTABI ÇIKTI...AYRINTILI BİLGİ İÇİN:''www.kidap.com.tr''Yİ ZİYARET EDİNİZ...
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Sorsanız, "Dünyanın en çok okunup ezberlenen kitabı hangisidir! " diye, hiç tereddüt etmeden "Kur'an'dır." derim. Yine "En çok okunup ezberlendiği halde en az anlaşılan kitap hangisidir! " diye sorsanız, cevabım yine aynı olacaktır: "Kur'an"
Bugüne kadar olaylara bu yönüyle bakmadığımı söylesem, pek de yanlış olmaz sanırım. Bunu biliyorsam bile, önceden şu anki kadar önemsemiyordum. Bilmek farklı anlamak farklı...
Mustafa İslamoğlu kitabın yazılış gayesini genel anlamda şöyle özetliyor; "Gerçekte bu risalenin yazılış amacı pratik kaygılardan hareketle Müslümanların içinde bulundukları sorunların çözümünde Kur'an'ın inkar edilemez katkısına dikkat çekmek, saadet ve kurtuluşun kaynağı olan Kitab-ı Kerîmimizden çok yönlü istifadeyi artırmaktır."
Bu değerli kitap, benim birçok açıdan takdire şayan bulduğum bir eser olmuştur. Yazar bu kitabında Kahire'de vermiş oldukları tefsir derslerini bir araya getirmiş. Hem üslubunun çok anlaşılır ve şefkât dolu oluşu; hem de akıcılığı ve insanda ilgi ve merak uyandıran imgeleri kitabı çok çekici kılan unsurlardandır. Yazarın ifade ettiği gibi tefsirler sanılandan çok daha az okunmakta. Kitap okuyan bir çok insan var ki, malesef tefsir kitapları okumaya yanaşmamakta. Bu bakımdan büyük hacimli, anlaşılması güç, dili ağır kitaplar yerine insanların kolayca anlayabileceği, çantasında taşıyıp seyahat ederken vs. okuyabileceği, hem daha pratiğe dayalı; hem de içerik yönünden zengin, açıklayıcı, bilgilendirici ve hafızaya nüfuz eden kitapların hazırlanması çok daha faydalı olacaktır bana göre.
Adayış Risalesi benim bahsettiğim kitap türüne çok uygun bir örnek teşkil etmektedir. Kur'an-ı Kerim'in her alanını bu şekilde ayrı ayrı kitaplaştırmak çok büyük bir serinin ortaya çıkması demektir. Böyle bir proje için konu seçimi ve paylaşımı çok mühimdir. Tabiki ikinci mühim nokta eserin üslûbu ve gidişatıdır. Bu eserin yazarı da istenilen özelliklerin altından kalkabilecek bir kimse olmalıdır. Mustafa İslamoğlu bu yönüyle de uygunluğunu bu eserde belli etmiştir.
Adayış Risalesi'ne konu olarak İmran'ın karısı Hanne'nin Hz. Meryem'i adayış öyküsünün ayetler ışığında ele alınmasının seçildiği söylenebilir. Kitap iki bölümden oluşturmaktadır. İlk bölümde adayıştan ve genel olarak "Allah, Adem ve Nuh ve İbrahim ailesini ve İmran ailesini seçerek alemlere üstün kıldı." (3/33) ayetinin açıklanmasından bahsediliği söylenebilir.
İkinci bölümde birkaç başlıkla adayış süreci vs. belirtildikten sonra 11 merhalenin ilki olan "İlahî Seçim ve ADAY OLMAK" bölümü gelmiştir. İkinci bölüm 11 merhaleyle tamamlandıktan sonra "Tetimme" diye bir kısım gelmektedir. Kitabda bir çok üstün meziyetlerden bahsetmektedir ve ders alınacak çok fazla nokta vardır. Bu sebeple özenle ve dikkatlice okunmalıdır. Ancak İslamoğlu'nun akıcı üslubu sayesinde bunun hiçte zor olmayacağını söyleyebilirim. Okunulası, anlaşılası ve anlatılası bir kitap!..
"Yeryüzünde bulunan herşey yok olacak, yalnız celal ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (rızası) bâki kalacaktır." (55/26, 27)
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Ramazan ayına Kur’an ayı denir. Bunun çok haklı sebepleri var. Kur’an ramazan ayında nüzul olmuştur. Müslüman kalpler ramazan ayının rahmet ve bereketiyle aşkın bir ruh hali içinde ibadetlerini yapar, arınmanın en güzel şekliyle huzur bulurlar. Madem ramazan ayı Kur’an ayıdır o halde bu ayda Kur’an-ı Kerim’i daha çok okumak, okuduklarımız üzerinde tefekkür etmek ve hayatımıza uygulamak için çaba göstermeliyiz. Ramazan ayında Kur’an’a daha fazla yönelirken, hayatımız boyunca onunla iç içe yaşamanın gerektiği bilincini hep diri tutmalıyız.
Kur’an’a yönelirken kovulmuş şeytandan Allah’a sığınmak gerekir. Bu niyetle başladığımızda vahyin, ihlâs ve takva ile aklımıza ve kalbimize tesiri daha fazla olacağı muhakkaktır.
Böylece Kur’an hayatımızın her alanında bir kılavuz olarak yolumuzu aydınlatacaktır. Zira yüce bir hakikat olan Kitabımız hakkında Cenab-ı Mevla şöyle buyurmaktadır: “Bu, Rablerinin izniyle bütün insanlığı kopkoyu karanlıklardan aydınlığa, O yüceler yücesinin, O her övgüye layık olanın yoluna çıkarasın diye sana indirdiğimiz [bir vahiy,] bir ilahî kelâmdır.” (İbrahim; 1).
On yıldan fazladır her ramazan ayında farklı bir meal ile farklı bir siyer okumayı adet haline getirmişim. İyi ki de getirmişim, zira bu uygulamanın çok büyük faydasını gördüğümü belirtmeliyim. Kur’an ayı olan ramazanda Kur’an’ı Kerim’i doyasıya okumaktan, istifade etmekten daha güzel ne olabilir ki! Bu sene ramazanda okumak için hazır bekleyen meal-tefsir, Mustafa İslamoğlu’nun on bir yıl emek vererek hazırladığı Hayat Kitabı Kur’an adlı çalışmasıdır.
Siyer kitabı olarak da Tarık Ramazan’ın Peygamber’in İzinde adlı çok kıymetli biyografik eseri kitaplığımdaki yerini almış bulunmaktadır. Tarık Ramazan’ın eseri piyasaya yeni çıktı. Avrupa’da yaşayan yazar, eserini Batı insanını da dikkate alarak hazırlamış. Peygamber Efendimizin asırları aşan cihanşümul mesajını anlamak için okunması gereken bir çalışma.
Kur’an’ı Kerim’i daha iyi anlamak için emek verilerek hazırlanmış bir esere daha kavuşmuş bulunmaktayız. Mustafa İslamoğlu’nun meali, Kur’an’ı Kur’an’la tefsir usulüne riayet edilerek hazırlandığı için Kur’an talebelerine ayetler arasında çok rahat bir şekilde ilişki kurabilecekleri bir imkân sunuyor. Anlaşılır bir dil ve akıcı bir üslup eserin en önemli özellikleri arasında bulunmaktadır. Dipnotlarla ayetlerin daha rahat anlaşılması sağlanmış, böylece kaynaklara müracaat etmek isteyenlerin işi kolaylaşmıştır. Bu güzel eseri bize kazandırdığı için kendisine teşekkür ediyoruz.
‘Niçin Kur’anî Hayat!’ sorusunun cevabını İslamoğlu’ndan okuyalım:
“Kur’an vahyi, el-Hay olandan, hayatı inşa için, hayatın ta yüreğine inmiş tarifsiz bir hayattı. Amacı insanı zulümattan nura, karanlıklardan aydınlığa, bencillikten ben idrakine, içgüdülerin esaretinden ruhun özgürlüğüne, bilinçaltının gayyasından bilincin doruğuna, nefsin köleliğinden ruhun özgürlüğüne çıkarmaktı.
Varlık ağacının bu soylu tohumunun kendini ve elinin değdiğini çürütmesine engel olmaktı. Dahası, kendi kendini aşılayarak saflaşmasını, tekâmül etmesini, yücelmesini ve potansiyelinin ufuklarına doğru yol almasını sağlamaktı.
Vahyin ve insanın sahibi, bu amacın gerçekleşmesini yasalara bağlamıştı. Eğer insan bu yasalara uygun olarak hareket ederse vahiy inşa amacını gerçekleştirecek, değilse insan bu inşadan mahrum kalacaktı. Bunun da ilk şartı vahye bir özne olarak yaklaşmaktı. Zira vahiy gerçekten özneydi.
Vahiy inşa edicilik fonksiyonunu bihakkın icra edebilme yeteneğine sahip olduğunu muhatabı olan ilk nesil üzerinden isbat etti. İnşa ettiği neslin elleriyle hayatı ve dünyayı inşa etti.
İnşa ettiği neslin eliyle insanlığın ender gördüğü bir iman hamlesine imza attı.
Vahiy bir şeyi daha isbat etti: Eğer bir nesil kendini Kur’an’ın inşasına teslim ederse, Allah da tarihin inşasını o neslin eline teslim ederdi.
Yani Kur’an’a nesne olan, tarihe özne olurdu.
Vahyin çırağı olan hayatın ustası olurdu.
Vahye teslim olan hayatı teslim alırdı.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı